Sevgili Günlük

Bayramda Köy, Muğla’da Düğün || Kano Maceramız ’18

Bu bayram tatili bizim için biraz daha erken başlayıp biraz daha geç bitti. Bayram öncesi haftasonu kuzenimin düğünü vardı. Köyde kına gecesi, Muğla- Ortaca’da da düğün oldu. 

Kına gecesinde annem ve kuzenim, hepimiz için corsage denen çiçeklerden yaptılar. Gelinin arkadaşları ve kuzenleri olarak hepimiz bileğimize birer tane taktık. Ben özellikle elbisemle uygun renkte seçtim.

Soldan Sağa; Nurgül, ben, Nurhan ve Meltem (üçü de kuzenim)

Omzumda da kına gecesinde gelinin etrafında dönen kızlara verilen eşarplardan var. Rengi elbisemle uyunca çıkarmadım, gecenin sonuna kadar kaldı.

Kına gecesinden sonraki gün gelinin arkasından Ortaca’ya gittik. Biz cumartesi öğlen gittik, o gece de Ortaca’da Kına Gecesi gibi eğlence oldu. 

Meltem ve ben

Pazar akşamı olan düğün çok güzeldi. Kır düğünü oldu. Mekan çok hoş olmuş, ağaçları da süslemişlerdi. Salıncakta da babamla fotoğraf çekildim;


Yuvarlakçay’da kanoya bindik. Öndeki kardeşim, arkadaki ben.

Pazar sabahı kuzenlerle, pazartesi sabah da annemlerle ve teyzemlerle Yuvarlakçay’a gittik. İki günde de çayda kanoya bindim. Ölmeden Önce 100 listemde olan, çok çok çok istediğim bir şeydi. 

Daha önce Köprülü Kanyon’da rafting’e gitmiştik. İlk defa orada heves etmiştim kanoya. Ama kalabalık gittiğimiz için hepimiz bota binmiştik. Kano içimde kalmıştı. Daha sonra Into the Wild izlerken tekrar heveslenmiştim kanoya. 

İlk gittiğimizde kuzenimin eşiyle bindim. O zaman ilk binişi olduğu için biraz zorlandım, ama sonra kavradım. 

Ertesi gün kardeşimle binince neyi nasıl yapacığımı daha iyi biliyordum haliyle. O yüzden birkaç tur attık. ( yani gidip geri dönüp tekrar gidip tekrar geri döndük)

Kardeşim de çok heveslendi kanoya. Seneye yaza, Antalya’da tekrar binmek istiyoruz.

Aile boyu. Soldan sağa; babam, ben, kardeşim Bilge ve annem. 

Medusa ven ben. Soldaki ben. (kuzenim de aynı yerden foto atmıştı, arkadaşı böyle yorum atmış :p)

Bayramın ikinci günü Gölhisar’daki Kibyra Antik Kentine gittik. Burdur şu anda çok gelişmiş bir yer olmayabilir, ama aslında çok eski bir yerleşim yeri bir sürü antik kent var. Geçen sene de Ağlasun’daki Sagalassos‘a gitmiştik. 

Soldaki kuzenim Elvan. 
Burası meclis binasıymış ve Anadolu’daki tek -ısıtmalı- üstü kapalı binaymış.
Burası çeşme.

Antik kent gezerken en en en çok sevdiğim şey bu işlemeler. Kolonların ayakları ve kapı girişlerindeki işlemeleri incelemeyi çok seviyorum. Bu işleme, Agora’ya açılan kapının kenarında.

Bu Medusa mozaiği, bütün halinde (%97 oranda) çıkarıldığı için dünyada tekmiş. 
Agora’dan
Meclis binasından.
Agora’dan.



Burası Agora. Arkada gördüğünüz oda gibi girintiler de dükkanlar.

Burası ana caddeymiş.
Dolaştıktan sonra antik tiyatroda aile boyu fotoğraf çekildik. En üst sıra soldan sağa; Hüseyin abim (kuzenim), Sude (kuzenim), Gülperen Halam, Elvan ablam (kuzenim), orta sırada soldaki kardeşim Bilge, ortada ben, yanımdaki Fahriye Halam, en ön sırada soldaki annem, ortadaki babaannem, sağdaki de babam.

Kurban bayramına karşı duruşum; kabak yemeği ve yoğurt
Kitap; Eş – Jenny Offill

Bayramdan sonraki hafta da köyde kaldık. Hem köyün sakin olması hoşuma gitti hem de aNtalya’nın sıcağından biraz daha uzak kalmak istedim.

Bir hafta boyunca çok güzel ders çalıştım, kitap okudum, telefonumdaki uygulamalarda İngilizce ve Almanca çalıştım.

Tatil sonrası eve dönerken babaannemin evinde uğradık. Annemler eve götürmek için salça ve tarhana doldururken ben bahçede biraz dolaşıp fotoğraf çektim. Açıkçası sırf meşgale olsun diye dolaşıyordum ama fotoğraflar çoook hoşuma gitti.

Yukarıdaki fotoğraf; ocakbaşının yanında, duvarda asılı duran bir raf. (çanaklıkmış önceden) Üstteki şişenin markası ve rengi rahatsız edince arkasını döndürmek için uzanmıştım, neyseki babam görüp onlar zehir ilaç dedi de uzak durdum. Zaten fotoğrafın renkleri, karanlıktan dolayı hiç hoş olmadı, ben de siyah beyaz yaptım.

Bunlar ocakbaşının altında duruyor. Üçgenler üste gelecek şekilde ateşin üstüne konuluyor, üçgen kısma da sacı yerleştirip ekmek yapıyorlar.

Bunlar, özellikle çok hoşuma gitti. Ocakbaşının üstünde duruyordu. Kirkit deniyormuş. Halı düzeneğinde halı dokurken geçirilen ipliklerin sıkıştırılması için kullanılıyor. İplikleri geçirdikten sonra bununla sıkıştırıp bir sonraki ipliğe geçiyorlar. Babaannem halı düzeneğini dağıttığı için uzun zamandır görmedim ama eskiden arka bahçede dokuduğunu hatırlıyorum. Elindekine dikkat etmemişim ama bir şeyle vurduğunu hatırlıyorum.

Bu çeşmeyle çok güzel anılarımız var :p Ben küçükken bahçede çok oynardım. Çamurla da oynadığım için bu çeşmeyle bayağı haşır neşirdik. Ağaçların dibinde sulama suyun birikmesi için topraktan halkalar var. Ben ağaçların altında o halkaların arasından yol yaparak birleştirirdim. Sonra da o yolların üstüne annemle #müslümanevi yapardık. Ben pek beceremiyordum ama annem çok iyi yapıyordu. 

#Müslümanevi; çamur ve kuru toprak karışımıyla yuvarlak top gibi bir şey yapıyorsunuz sonra çubukla altını kazıyorsunuz. Köprü gibi oluyor. Ben de altından öyle su geçiriyordum. 

Suyu açıp hortumun ucunu ilk ağacın altına koyardım. Sonra da sırayla bütün ağaçlara gidişini ve müslümanevi’nin altından geçişini izlerdim. Suda yaprak ve toto oyuncakları falan da yüzdürdüğümü hatırlıyorum.


Antalya’ya dönüş yolu!

Ramazan Bayramı’nda da buna benzer bir yazı yazmıştım; Bayramda Köy

Bundan sonra dönem dönem yaptıklarımı böyle yazmayı düşünüyorum. Geriye dönüp okumak hoşuma gidiyor. Sevgiler!

+ Anılı yazı okumayı sevenlere, tavsiye; Fotoğraflarla Bahar ’17

Eklemek istediğiniz bir şeyler mi var? Bir yorum yazın!