Gezi || Heidelberg, Almanya

Merhaba! Almanya’ya gittiğimde Heidelberg’e gezmeye gitmiştik. Gerçekten çok güzel, küçük tatlı bir şehirdi. Daha önce Heidelberg Öğrenci Hapishanesi yazımda bahsetmiştim biraz. Heidelberg, aslında bir üniversite şehri. 1386 kurulmuş, oldukça eski ve köklü bir üniversitesi var. Almanya’nın en eski üniversitesiymiş.

Şehirde ilk durağımız, üniversitenin kütüphanesi olduğu için ilk dakikadan mimarisiyle kalbimizi kazandı. Gerçekten kütüphane binası harikaydı. İçi de çok güzelmiş ama biz gezmedik maalesef. Google Haritalarda harika görüntüler var, buraya linkini bırakıyorum. Merak edenler bakabilir 🙂

Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi

Yukarıdaki fotoğraf, Heidelberg’te çektiğim ilk fotoğraf ve kütüphanenin yan sokağı. Şehre girdiğimizde, dikkatimizi çeken ilk şey bisikletli gençlerin çokluğu olduğu. Neredeyse herkes bisikletliydi. Muhtemelen hepsi üniversite öğrencisiydi. Kütüphanenin önü de tıklım tıklım bisiklet doluydu zaten ve çektiğim fotoğrafların çoğunda bisiklet var. 🙂

Kütüphaneden Hauptstrasse’ye doğru yürüdük ve önce Studentenkarzer yani Öğrenci Hapishanesi‘ni gezdik. Hapishane hakkında öğrendiklerimi ve çektiğim fotoğrafları Heidelberg Öğrenci Hapishanesi yazımda paylaşmıştım geçen hafta.

Hapishaneyi gezdikten sonra biraz dolaştık. Şansımıza o gün yağmurluydu ve oldukça ıslandık. Bu cadde trafiğe kapalıydı. Yolun iki yanında çok güzel, sevimli dükkanlar ve küçük kafeler vardı. Bir kafeden dondurma aldık, benim tercihim her zamanki gibi kahveliden yana oldu hatta cappucinoluydu. Yediğim en güzel dondurmalardan biriydi.

 

Burası the Church of the Holy Spirit. Heidelberg’in en eski kilisesiymiş. Bu fotoğrafta gördüğünüz bu alanda yapılan 3.kiliseymiş ve 1700lerde tamamen yıkıldıktan sonra tekrar yapılmış. Almanya’nın bu bölgesi, savaşlardan çok etkilenmiş ve çok fazla yıkım olmuş. Tarih boyunca bu kilise protestanlar ve katolikler tarafından kullanmış. Hatta bir dönem beraber kullanmışlar ama birbirlerini rahatsız etmemeleri için arada bölme varmış.

Oradan Kornmarkt‘a doğru devam ettik. Meydanın ortasında bir çeşmenin üzerinde Madonna heykeli var. Heykelde Meryem Ana ve Bebek İsa var. 1718de Katolik kilisesi yarafından protestanları katoliğe dönüştürmek için yapılmış. Dini olarak oldukça derin sembollere sahip ama zamanla etkisini yitirmiş çünkü şehirde yaşayan Protestanlar, Katolik olmaktansa şehri terk etmeyi tercih etmişler.

Heykelde Meryem Ana, etrafına yılan sarılmış bir kürenin üzerinde duruyor. Yılan, protestanları sembolize ediyormuş. Bebek İsa’nın elinde ise bir kraliyet asası var ve asanın ucuyla yılanın başını ezerken diğer elini de havada tutuyor ki bu da kutsanma anlamına gelyormuş. Küreyi, 4 tane çocuk tutuyor ve Meryem Ana yıldızlar içinde kraliçe gibi gösterilmiş. Heykeldeki tüm semboller Protestan karşıtlığını gösteriyor.

Oradan Heidelberg Kalesi‘ne doğru yürüdük. Zaten Heidelberg’e giderken listemizde 3 yer vardı; Öğrenci Hapishanesi, Kale ve Eczacılık Müzesi. Eczacılık müzesi zaten kalenin içindeymiş yani ikisini beraber gezdik.

Heidelberg Kalesi // Schloss Heidelberg

Farklı formatlarda müzelere meraklı olduğum için Eczacılık Müzesi çok orijinal gelmişti. Sonra internette bakarken, hem Heidelberg’de daha birçok çeşitte müze olduğunu hem de Almanya’da birçok şehirde Eczacılık Müzesi olduğunu gördüm. Onları da gezerim umarım 🙂

Müzede beni en çok etkileyenlerden biri bu tablo oldu. Açıklamada;

Dünyevi ilaçlar, insanoğlunun ölümlü bedenini iyileştirebilir ama asıl iyileşme ve kurtuluş sadece İsa ile bulunabilir.

yazıyor. Tablonun adı da Christ as a Pharmacist yani “Bir Eczacı olarak İsa”. Tabloda, arkaplanda de kör bir adamı iyileştiren İsa var. Ayrıca Hristiyanlar için 3 önemli meziyet; inanç, sevgi ve umut tabloda kadeh, kalp ve çapa ile sembolize edilmiş.

Müzede birçok bölüm vardı. Eski eczacılara ayrılmış bölümler ve bu devasa masaları vardı. Büyük bir odada raf raf çeşitli aletler ve ilaç olarak kullanılan bitki vardı ama açıklamaların tümü Almancaydı.

Müzeden çıktıktan sonra kalenin bahçesinde dolaştık.

Manzarası mükemmel. Tam şehre bakıyor, her yer yemyeşil, Neckar nehri akıyor ve etrafında minnoş minnoş evler var. Ayrıca Heidelberg’in ünlü köprüsü The Karl Theodor Bridge‘i görebiliyorsunuz. O da aşağıdaki fotoğrafta;

Almanlara özgü tatlar denemek istemiştik ama internetten bulduğumuz restoran maalesef doluydu. Sonra yorumlara bakmadan, bilmediğimiz bir yere girdik ve yemekler berbattı… 🙁

Heidelberg gezimiz böyleydi! Ben Heidelberg’i gerçekten çok çok çok sevdim. Biiir sürü fotoğraf ve video çektim. Videolarda telefonun kamerasının azizliğine uğradım, yanlış formatta çektiğim için hepsi düşük fps’li olmuş ve takılıyor. Düzenlemeyi deneyeceğim ama büyük ihtimalle olmayacak 🙁

Umarım fotoğrafları beğenmişsinizdir, sevgiler!

2 okuyucu bu yazıyı sevmiiiş!