Genel

Dil Öğrenmek ve Geliştirmek için 10 Taktik // İngilizce ve Almanca

Artık çoğu kişinin ikinci dil olarak İngilizcesi veya Almancası var, üçüncü hatta dördüncü dillere yöneliyorlar. Ama son on yıldır neredeyse her meslek için İngilizce şart koşulmasına rağmen hala İngilizcesi kötü olanlar var. Ben her zaman kendimizi geliştirmemiz, daha iyi olmak için çabalamamız gerektiğini düşünüyorum. O yüzden size yardımcı olabilmek için bu yazıyı hazırladım.

İngilizceniz kötüyse ya da hiç bilmiyorsanız, üzülmeyin. Bu satırları okuyorsanız zaten işin başına geçmişsiniz eksik olduğunuz yerlerin farkındasınız demektir. İngilizce çok basit bir dil. Kursa gitmeden, ders almadan kendi çabalarınızla öğrenebilirsiniz. (Sıfırdan öğrenecek olanlar için yazının sonunda özel bir kısım var)

Bence CV doldurmak ya da iş başvurularında öne çıkmaktan ziyade bambaşka bir kültürü tanımak o insanlarla iletişim kurabilmek için farklı bir dil öğrenmek bambaşka 🙂 Benim bölümüm için İngilizce yeterli aslında ama benim farklı dillere ve dil öğrenmeye merakım olduğu için yavaş yavaş Almanca da çalışıyorum. Hatta Ölmeden Önce 100 listemde Latince ve İspanyolca öğrenmek de var 🙂 

Bu yazıda hiç İngilizce bilmeyip öğrenmek isteyenler ve İngilizcesini geliştirmek isteyenler için benim uyguladığım farklı yöntemleri anlatacağım size. Yazıda İngilizce ve Almanca’dan örnekler veriyorum ama farklı dillere de uygulanabilir. Belki çalışabileceğiniz kaynak daha azdır İngilizce’ye göre ama internetle artık bilgiye ulaşmak çok kolay 🙂

Yazıda bahsettiklerimin hiçbirini tek başına yapmıyorum. Hepsi devamlı yaptığım ve bütün olarak gördüğüm şeyler.  Bence dil öğrenmek sadece tek bir yöntemle olmuyor. Sadece kitaptan çalışarak olmaz, sadece kursa giderek olmaz ya da sadece dizi izleyerek olmaz. Farklı metotlarla desteklemek gerek. 

Şunu da belirtmek istiyorum; Almancayı -sadece ilgim olduğu için çalışyorum-, yani arada sırada bakıyorum. Dönem dönem tatillerde grammer çalışıp biraz temel oluşturdum (temel dediğim A1.1) ama şu anda sadece bu yazıda bahsettiğim şeyleri yapıyorum. Şu anda İngilizce geliştirip advanced düzeye ulaşmak temel hedefim.

1 \\ Sözcükler, kalıplar ve deyimler için bir defter oluşturun:

Küçük bir defterin olsun. Dizi izlerken, kitap okurken yanında devamlı tutabileceğin ince küçük bir defter.

Dizide ya da filmde gördüğün anlamını bilmediğin kelimeyi yaz, anlamlarını ve örnek cümlesini de ekle. O dizide duyduğun cümleyi yazman, daha sonra tekrar ettikçe cümleyi kalıp olarak hatırlamanı sağlar. Yani o kelimeyi başka bir yerde gördüğünde aklına dizideki cümle gelir. Anlamını hatırlamasan bile cümlenin genelinden mantıken tahmin yürütebilirsin. 

2 \\ Sözlük hep açık olsun:

Yabancı dilde dizi ya da film izlerken, kitap okurken bilgisayarınızın bir sekmesinde sözlük hep açık olsun. Bilemediğiniz kelimelere anında bakın. Baktıkça pekişir. Hatta belki tek seferde aklınıza yerleşir. İlk maddede bahsettiğim gibi defter tutuyorsanız sözlükten baktıktan sonra hemen anlamını ve içinde geçtiği cümleyi de yazın.

3 \\ Kelimeleri sözlükte aratırken Türkçe anlamlarına değil, İngilizce açıklamalarına bakın:

Bu, aslında çok önemli bir taktik. Eğer İngilizceniz hiç yoksa, daha yeni başladıysanız bu tabii ki de çok zor gelebilir. Ama yavaş yavaş başlayın, zamanla çok faydasını görürsünüz.

İngilizce kelimenin Türkçe karşılığını yazmak, İngilizce’deki anlamını yitirmesine neden olabiliyor. Mesela geçen gün ‘coarse’ kelimesine baktım, okuduğum metinde ekmek, cereal gibi yiyecekler için kullanılmış bir sıfattı. Türkçe anlamı kaba saba, kaba, işlenmemiş. (İngilizce anlamı da rough / rude / not refined) Çeviriye bakınca hiçbir şey anlamadım haliyle. Metindeki örnek besinleri görünce kavradım. Yani metni tam anlamıyla kavramanızı önleyebiliyor.
Örneğin; İngilizce sözcük ‘enliven’ ise İngilizce anlamı ‘to make more lively, cheerful or interesting’ gibi.

3.1 || Aynı anlama gelen benzer sözcükleri de öğrenmiş olursunuz;

Anlamları İngilizce yazarsanız aynı anlama gelen benzer sözcükleri de öğrenmiş olursunuz. Mesela sözlükte cute anlamına bakıyorsunuz; charming ve adorable çıkıyor ve bu iki kelimeyi de öğrenmiş oluyorsunuz. Yani uzun vadede dili kullanma kabiliyetinize katkısı büyük oluyor. 🙂

A1 için zor olur belki ama eğer A2 veya B1 iseniz bence kelimelerin anlamlarına İngilizce bakmaya başlayın. B2’ye geçiş- B2’yi geliştirme aşamasında iseniz kesinlikle her şeye tamamen İngilizce bakın. 

3.2 || O kelimenin türetilmiş hallerini de öğrenmiş olursunuz;

İngilizcede sözcükler, farklı ekler getirilerek farklı sözcük türlerine dönüştürüldüğü için (live fiil iken lively’nin sıfat olması gibi) anlamlara İngilizce bakmak kelime dağarcığınızı daha iyi geliştirir. Yani live’ın anlamına bakarken lively, living gibi sıfatları hatta live bait, live on, live alone gibi kelime gruplarını da öğrenebilirsiniz.

3.2 || İngilizce’de en büyük dertlerden biri Phrasal Verb’ler (deyim gibi olan fiiller). Bu şekilde anlamlara İngilizce bakarken birer ikişer Phrasal Verb’leri de öğrenirsiniz.

Yani internette add‘in anlamına bakarken add up‘ın anlamını da görürsünüz ya da come‘ın anlamına bakarken come up with‘i de görürsünüz. Bunlar, Türkçe düşünerek mantık yürütmenin zor olduğu kalıplar. Come ile come up with‘in Türkçe anlamları çok alakasız mesela. 

Ben sözlük olarak seslisözlük‘ü kullanıyorum. Aynı sayfada tüm türetilmiş veriyonları ve o kelimenin içinde geçtiği deyimleri de veriyor.

4 // Kelimelerin anlamlarını örnek cümleleriyle yaz.

Bu örnek cümle, o kelimeyi gördüğünüz metindeki cümle de olabilir. Sözlükte yazan örnek cümle de olabilir. 

Seslisözlük, bu konuda çok iyi. Kelimelerin anlamlarının altında o anlama uygun örnek cümle de yazıyor. İsterseniz onu da alabilirsiniz.

5 // Dizileri filmleri İngilizce altyazılı izle.

İngilizce diziler filmler belgeseller izleyin ve bunları İngilizce altyazılı hatta altyazısız izleyin. Bunu herkese tavsiye ediyorum ve aldığım tepki her zaman ‘ama hiçbir şey anlamam ki’ oluyor. Anlamam ki diye düşünme. Dizideki her şeyi anlamak zorunda değilsin zaten. İstediğin zaman durdurup anlamlarına bakabilirsin. Zamanla seni ne kadar geliştirdiğini fark edeceğine eminim.


Az önce youtube’da şöyle değişik bir kanal buldum, dizilerden kesitlerle İngilizce öğretiyormuş. İsmi: Learn English with TV Series

5.1 || Dilin geliştikçe, altyazıyı kapatmaya başla. Sadece gerek duyduğunda aç.

Bir süre sonra, biraz alıştığında altyazıyı yine yükle ama kapat. (gomplayer’da alt+H yapınca açılıp kapanıyor) Gerektikçe açıp bakarsın (mesela ne söylediğini anlamadığında), yazılı haliyle de anlamadıysan anlamına bakarsın. Ben bunu çoğunlukla karakterler hızlı konuştuğunda ya da aksanlarını anlayamadığımda yapıyorum.

Altyazı indirmek için altyazi.org kullanıyorum. 

  • Burada da kendimden örnek vereyim. Ben de ama anlamam ki diye düşünüp hep Türkçe altyazılı izliyordum. Sonra bir yaz, yine dizi izleyeceğim bir zamanda şu anda hatırlayamadığım bir sebepten dolayı dizinin altyazısını indiremedim. Sanırım evde internetimiz yoktu. O zaman Dexter izliyordum, o sezonu da dehşet heyecanlı meraktan ölüyorum. Mecbur, altyazısız izlemeye başladım, baktım gayet iyi anlıyorum da… Ondan sonra altyazı indirmemeye başladım. Sadece aksanı boğuk olan karakterler için (the originals’taki Niklaus gibi), belgeseller için ve farklı dillerde konuşulan diziler için (GoT’daki Dothraki gibi) altyazı indiriyorum. Altyazıyı kapatıyorum. Anlamadığım yerlerde açıp geriye sarıp tekrar izliyorum. The big bang theory’i de çoğunlukla altyazısız izliyorum. Zaten konuştukları fiziği anlamak zor, hızlı konuştuklarında iyice zorlaşıyor. Sadece merak ettiğim kısımlarda altyazılarını açıyorum.

6 // Dil öğreten uygulamalardan indir.

İşin en eğlenceli kısmı burası!!

Yemek pişirirken, bir yerde sıra beklerken hatta tuvaletteyken bile oynayabilirsiniz. Duolingo ve Drops biraz daha oyun gibi, eğlenceli. Böyle durumlarda vakit geçirirken oynanabilir. Busuu, biraz daha ders gibi diyebilirim. Bence busuu dili sıfırdan öğrenmek için, duolingo öğrendiklerini pekiştirmek için, drops da kelime bilgisini geliştirmek için çok başarılı uygulamalar bence (özellikle de o dili yeni yeni öğrenmeye başaldıysanız drops bu konuda çok iyi) Bir de Memrise var ama ben pek sevemedim onu. İsterseniz bir deneyin onu da.

7 // Youtube’da dil öğreten kanalları takip et.

 İngilizce öğrenmek için youtube’a bakmadığım için bildiğim kanal yok hiç.

Almanca için Learn German kanalını takip ediyorum. Şu anda önceliğim İngilizce geliştirmek olduğu için çok üstüne düşmüyorum ama Learn German, bilgisayardan açıp karşısına defter kalemle oturup ders çalışılabilecek kadar güzel ve dil öğretme konusunda başarılı bir kanal. Ben yazmadan sadece eğlencesine dinlediğim için dışarı çıkmak için hazırlanırken ya da yemek pişirirken izliyorum. Yemek hazırlarken mutfak eşyalarını öğreten videosunu izlemiştim mesela 🙂 Farklı diller için youtube kanalı tavsiyeleriniz varsa lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Birinin işine yarayacaktır muhakkak 🙂

8 // Yabancı mektup arkadaşı veya mail arkadaşı edinin.

Ben lisedeyken facebooktan yazıştığım bir sürü yabancı arkadaşım vardı. Özellikle benden yaşça büyük olanlar, İngilizcemi geliştirmemde çok büyük katkı sağladılar. Mesela Portekizli bir arkadaşlımla konuşurken ‘I am bored’ diyeceğime ‘I am boring’ demiştim, arkadaşım ikisinin farkını açıklamıştı ve bir daha unutmadım bunu 🙂 Sıfatlardaki bu önemli ayrımı da öğrenmiş oldum. Benim gibi İngilizcesi iyi olmayan Sırp bir arkadaşımla da görüntülü görüşürdük. İkimiz de acemi olduğumuz için biraz zor oluyordu ama oluyordu bir şekilde. 

  • Bu arada Türk arkadaşlarınızla İngilizce yazışmak yabancı biriyle yazışmak kadar etkili olmaz, hatta sizin yanlış şeyler öğrenmenize neden olabilir. Bence yapmayın 🙂

Mektup arkadaşı nasıl bulunur bilmiyorsanız buraya tık tıklayın.

9 // Oyunlar oynayın!

Her türlü oyun olabilir. Ben queue‘nin ne demek olduğunu Roller Coaster oynarken öğrenmiştim. Sims‘ten ve Age of Mythology‘den de bir sürü şey öğrendim. Hele hele Sims <3 O kadar çok kelime öğrendim ki Sims oynarken!! Gerek ev eşyaları olsun gerek yemekler olsun gerek fiiller olsun.. 

10 // Yurtdışına çıkın!

Biliyorum, euro yüksek dolar yüksek. Her türlü fırsatı değerlendirin. Ben yıllardır ‘İngilizcem iyi ama konuşamıyorum’ diye şapşal şapşal ötüp durdum. Geçtiğimiz mart ayında Barselona’ya gittiğimizde gayet rahat iletişim kurdum. Hiç sorun yaşamadım. Önceden de Almanya‘ya gittikçe biraz biraz konuşuyordum ama çekindiğim için kısa kısa konuşmalar oluyordu sadece. Barselona’da ben bile şaşırdım kendime, sorun yaşamayınca kendime güvenim arttı haliyle 🙂

+ 1 // Sözlükte arattığınız kelimeleri, görsellerde de aratın!

Yazıyı yazarken, bu maddeyi eklemeyi unutmuşum. E hadi bu bonus olsun! Sözlüklerde bilmediğiniz sözcükleri aratırken, çeviriyi anlamazsanız ya dat tam karşılamadığını düşünürseniz o sözcüğü google görsellerde aratın. Mesela ben İngilizce bir kitaptan beslenme çalışıyordum, çıkan bir kelimeyi arattım ama çok saça bir anlam çıktı. Sonra o kelimeyi görsellerde arattım ve aslen bir kahvaltılık gevrek benzeri değişik bir yiyecek türü olduğunu gördüm. Markanın ismi, ürün ismi olarak kullanılıyormuş. Bazen çıkan Türkçe anlamı da yabancı kalabiliyor. Ben kendimce böyle bir taktik geliştirdim.


Ben dil öğretmeni değilim, bu işte uzman değilim o yüzden speaking geliştirmek için şunu yapın vocab için bunu yapın gibi tavsiyeler vermedim. Benim uyguladığım küçük taktikleri paylaştım. Bunlara ek olarak, İngilizcesi sıfır olanlara yol gösterebilecek bir paragraf da yazacağım;

Diyelim ki İngilizceniz sıfır ya da sıfıra  yakın…

Kursa gidip paralar dökmenize hiç gerek yok. İngilizce basit bir dil, kendiniz çalışarak öğrenebilirsiniz. En azından A1, A2 ve hatta B1 seviyelerini çalışıp kendiniz öğrenin. İsterseniz B2 için kursa gidersiniz. 

1 – Grammar kitabı alın. Ben Grammarway serisini çok beğeniyorum. 1-2-3-4 hepsi vardı bende. 1 zaten beginner, her şeyi oldukça basit şekilde açıklıyor. İngilizceniz sıfırsa Grammarway 1, az biraz da olsa grammar bilginiz varsa 2’yi alın. B1 veya B2 iseniz, geliştirmek istiyorsanız 3’yü alın. B2’den advanced’e atlamak istiyorsanız 4’ü alın.

1: A1 Beginner
2: A2 Elementary
3: B1 Pre-Int
4: B2 Intermediate

2 – İnternette bir sürü free resource / free printable worksheet var, yani ücretsiz olarak çalışma kitapçıkları, alıştırmalar vs indirebilirsiniz. Seviyenize göre google’dan aratıp indirin. 
Örnek: “free beginner english worksheet pdf’ yazınca bir sürü siteden bir sürü kaynak çıkıyor. EK: Benim tavsiyem cevapları olan worksheetler bulmanız. Arama yaparken yanına ‘with answers’ yazarsanız daha iyi sonuçlar çıkar.
Benzer şekilde Türkçe arama yapınca da birçok kaynak çıkıyor, mesela ‘beginner ingilizce alıştırmalar’ yazınca bir sürü site çıktı.
Böylece grammar çalıştıkça alıştırmalar yapıp öğrendiklerinizi pekiştirebilirsiniz.

3 – Yazıda bahsettiğim Duolingo, Busuu, Drops gibi uygulamaları indirin. Busuu’da cümle örnekleri, diyaloglar, boşluk doldurmalar vs var. Sıfırdan öğrenirken daha çok işinize yarar. Duolingo biraz daha basitçe öğretiyor yani doğrudan sıfırdan öğretmiyor. Duolingo’yu alıştırma pekiştirme yapmak için kullanırsınız. Drops uygulaması daha da basit seviyede. Metroda ya da otobüste işe ya da okula giderken açıp kelime bilginizi pekiştirebilirsiniz. Görselleri ve telaffuzu da olduğu için kelimeleri güzel pekiştiriyor. 

4 – Bulabildiğiniz her kaynağı inceleyin. Youtube’a İngilizce öğrenme yazınca bir sürü kanal çıkıyor. (Ben hiçbirini incelemediğim için, tavsiye yazmayacağım) Bulabildiğiniz her şeyi okuyun. Çocuklar için İngilizce öğrenmeye yönelik ince kitaplardan alın, İngilizce öğreten şarkıları dinleyin, hatta çizgi film izleyin. Ben Madagascar, Powerpuff Girls falan izliyordum 🙂



Uzun lafın kısasııı there is more than one way to skin a cat. Farklı metotları deneyip, neyi daha çok sevdiğinizi neyi daha iyi anladığınızı keşfedin. Gerçekten istiyorsanız başarırsınız. Her gün 10 dk busuu’dan çalışsanız bile kısa sürede gelişirsiniz. Kendi metodunuzu üretebilirsiniz. Mesela ben sayıları okumakta zorlanıyordum. (Sonradan öğrendim ki I’m 18 years old‘u ay em on sekiz yırs old diye okumak Türkler arasında oldukça yaygın bir sorunmuş) Lise 1deyken hafta içi her sabah okula giderken ve akşam üzeri okuldan dönerkern toplamda 1-1.5 saatim serviste geçiyordu. Serviste etrafa bakınarak giderken yolda gördüğüm araçların plakalarını İngilizce okuma, gördüğüm İngilizce tabelaları içimden okuma alışkanlığı edindim. Tabelaları okumak, kelime dağarcığımın gelişmesine katkıda bulundu. Antalya’da okuduğum için İngilizce tabela çoktu. Plakaları İngilizce okumak da sayıları çok daha rahat okuyabilmemi sağladı. Şimdi metin okurken sayıları zorlanmadan okuyabiliyorum 🙂

Faydalı bir yazı olmuştur umarım, sevgiler!

6 Comments

Eklemek istediğiniz bir şeyler mi var? Bir yorum yazın!

%d blogcu bunu beğendi: