Sevgili Günlük

Üniversite Sonrası Hayat Nasıl Gidiyor?

Merhaba! Aylardır yazdım yazacağım yazmak istiyorum ama bir türlü blogu açıp başına geçemiyorum. Burada yazdıklarım, beni mutlu eden anılar ve aktiviteler olunca, gerçekten içimden gelmezse akıcı ve güzel bir yazı ortaya çıkaramıyorum. O yüzden aylardır erteledim blog yazılarını. En son sanırım Mart 2019’da düzenli yazı paylaşmıştım ve NEREDEYSE 1 SENE OLMUŞ!

Bildiğiniz gibi geçen sene okulun son senesiydi. Benim için duygusal anlamda gerçek bir roller coaster gibiydi. Hazırsanız başlıyorum anlatmaya;

Beslenme ve diyetetik bölümlerinde okulun son yılı tamamen staj oluyor. Bu yüzden geçen sene iki dönem boyunca haftada 4 gün hastanede çeşitli kliniklerde staj yaptım. Ayrıca binlerce veri girmem gereken bir tezim ve olmayanı oldurma çabamla ortaya çıkardığım Erasmus işlemlerim vardı. Üstelik iki ayda bir her staj sonrası yazılı ve sözlü klinik sınavları oluyordu. Bütün bunların yükü ve stresiyle artık nisan-mayıs gibi ben kafayı sıyırmaya başlamıştım, sürekli yorgun ve sinirliydim, boş bulduğum her vakitte uyumama rağmen asla dinlenemiyordum. Haziran başında staj da sınavlar da tez de bitti ve ben tüm enerjimi Erasmus’a ayırdım. 29 haziranda kep attık ve Diyetisyen Şeyma Mektepli olarak mezun oldum, bknz nasıl mutluyum! (fotoğraflar da var tabii ama benim favorim bu boomerang)

Önce erasmus işini açıklığa kavuşturalım: Bizim bölümde erasmus yoktu. Önceki yaz arkadaşım Aycan, erasmus stajına gitmişti ve bunun için okullar arası ikili anlaşma gerekmediğini, sadece staj bulmam gerektiğini ve mezuniyet sonrası da yapabileceğimi söyledi. Ben bunu öğrenince, sonraki dönem fakültemizdeki koordinatörle konuştum. Staj yapmak istediğimi ama bizim bölümde hiç kontenjan olmadığını belirttim. Koordinatörümüz, benim için dilekçe yazıp kontenjan açtırdı. Yani ben Erasmus olarak bir okula gidip eğitim görmedim, bir şirkette staj yaptım.

Hatta Aycan'la buluştuğumuz o gün bu fotoğrafı çekip paylaşmışım instagramda 🙂

Erasmus için Berlin'e Gidişim;

Temmuz ortasından itibaren eylül sonuna kadar uçak biletleri 1000tl+ olduğu için ve ben bir an önce Erasmus’a gitmek istediğim için bulabildiğim en ucuz en geç bilet olan 14 temmuz sabahına biletimi aldım ve böylece Erasmus stajımın başlangıç tarihini 15 temmuz pazartesi olarak belirlemiş oldum. Sonrasında evrak işleri, pasaport vs oldukça yorucu ve bol gözyaşıyla geçti (İzmir’in göbeğinde sokak ortasında dikilip hönküre hönküre ağladım, evet). Gerçekten tüm işlemler bir hafta-on gün içerisinde oldu bitti. 14’ü sabahı uçağım varken, ayın 9’unda benim belgelerimden biri daha kuruldan geçip erasmus ofisine ulaşmamıştı. Okula gidip o evrağın geçtiği tüm görevlileri teker teker sonu dekana çıkana kadar takip edip evrağımın hangi aşamada takıldığını bulmam gerekmişti. (Dekanın sekreterinde kalmış) 14 Temmuz sabahı şu fotoğrafı attığımda bunların hepsi artık geçmişte kalmıştı.

Staja vizesiz olarak gri pasaportla gittiğim için en fazla 90 gün kalabiliyordum. Zaten okul da sadece ilk iki ay için hibe veriyordu. Stajım da ücretsizdi ve birikimim yoktu. Babamın sponsorluğunda 3 aylık erasmus maceram böyle başladı. (Baba bu satırları okuyacağını biliyorum; – anneme de sana da destekleriniz için tekrar teşekkür ederim ve bu blogda yazacağım tüm erasmus yazılarını size adıyorum – gerçi blogun hosting ve domain’ini de yıllardır siz ödüyorsunuz ama yapacak bir şey yok)

Her gün öğlen ofiste beraber yemek hazırlayıp beraber yemek yedik 🙂

Erasmus Stajımın Özeti;

Berlin’de bir wellness start-up’ında 3 ay staj yaptım. Şirketin ismi ‘workout for happiness’ idi. (sitesi: workoutforhappiness.com ) Sosyal, fiziksel ve mental sağlık üzerine odaklanarak insanların wellness seviyeleri yükseltmeyi amaçlayan bir programları ve mobil uygulamaları var. Ben aslında programın beslenme üzerine olan kısmı için metin yazarı olarak işe başladım. Daha sonra ekip küçüldükçe başka işlerde de çalıştım. Genel hatlarıyla 1. ay beslenme, 2. ay sosyal medya, 3. ay PR kampanyası üzerine çalıştım diyebilirim.

Ben ilk gittiğimde yaklaşık 12-13 stajyer vardı ve hepimiz farklı ülkelerden geliyorduk. İtalya, İspanya, Fransa, Hollanda, Bulgaristan.. Daha sonra ekip gittikçe küçüldü ama biz az kişi kaldıkça daha da yakınlaştık ve stajım gittikçe güzelleşti.

Ben staja gittiğim için haftada 5 gün 9.30-18.30 arası çalışıyordum. Hafta sonları da genelde bir gün dinlenip bir gün şehri keşfe çıkıyordum. Haliyle normal Erasmus öğrencileri gibi fink fink gezmedim. Zaten öyle gezme amacıyla gitmemiştim. Sadece Bremen’e gitmeyi çok istiyordum (ve gittim de: bremen fotoğrafları için tık tık), belki olursa Prag’a da giderim diyordum ama olmadı. Berlin’de gerçekten çok farklı şeyler deneyimledim, hem kişisel hem de profesyonel olarak çok geliştim.

Bremen'den kendime gönderdiğim kartpostal 🙂

Erasmus'tan dönüşüm;

3 ayın sonunda, gerçekten her şeyiyle beni tatmin eden bir erasmus deneyimim olmuştu. Birçok kişi erasmustan dönmek istemezken ben gerçekten tatmin olmuş hissediyordum ve geliştirilmiş yeni Şeyma ile evime dönüp yeni hayatıma başlamak için can atıyordum. Stajlarının son gününde bütün arkadaşlarım ağlayarak giderken, ben gülümsüyordum hatta sırıtıyordum (patronlarım bile ağlamaklı oldu yahu ben sırıtmaya devam ettim). O son bir ayda hissettiğim iç huzuru, ben 25 senelik ömrümde hiçbir yerde hiçbir anda hissetmedim. Ve bu öyle bir şey ki özel bir şey yapmasam da işten çıkıp evime gitmek, yollarda yürümek, markete gitmek bile huzurluydu benim için.

Kalbimde huzur ve mutluluk dolu erasmus anılarımla 10 Ekim’de döndüm. Bildiğiniz gibi üniversiteyi İzmir’de okuyordum. Ailem önceki yıl Antalya’ya taşındığı için ben de üniversite bitince Antalya’ya taşındım

Soldaki Hilal; mezuniyete beş gün kala ayağını kıran ve sahneye koltuk değnekleriyle çıkan ve üniversitenin son senesini birilerini gırtlaklamadan atlamamı sağlayan biricik buddy'm. Ortadaki tez danışmanım Doç. Dr. Özge Küçükerdönmez, sağdaki de ben 🙂

Mezun oldum, peki ya şimdi?

Diyetisyen olarak bir hastanede veya klinikte hemen çalışmaya başlamak istemediğimi biliyordum. Zaten mezun olunca hemen diyetisyenliğe başlamamak uzun süredir aklımda olan bir şeydi. Hemen kendi kliniğimi açmayı ise hiç düşünmedim. Yeni mezunken, deneyimsizken hemen klinik açmak bence çok yanlış. Ben kişisel gelişimime ve deneyim kazanmaya çok önem verdiğim için bunu hiç düşünmedim.

Berlin’de yaptığım gibi içerik üreticiliğe/ pazarlamasına yönelik, mümkünse bir start-up ortamında çalışmak istiyordum. Berlin’de asıl işim belli konular üzerine literatür tarayıp o konuda bilimsel temelli makaleler yazmaktı. Sürekli okumak bir süre sonra sıkıcı gelse de yazmaktan ve bilgisayarda vakit geçirmekten gerçekten zevk alıyorum (Yoksa inanın bana bu blog bu kadar dayanmazdı). Bu yüzden yine benzer bir şey yapmak istiyordum.

Haftanın belli günleri çalıştığımız Factory Mitte

Hedeflerim & Gelecek Planlarım

Geldikten sonra birkaç hafta dinlendim. Annemle ve halamla beraber kuzenimin yanına İstanbul’a gezmeye gittim. Bir süre keyif yaptım. Sonra artık bir şeyler yapmak istediğime karar verdim.

Diyetisyenlik okudum, yazarlık geçmişim var, sosyal medya üzerine çalışmaktan zevk alıyorum (daha önce 3 ay bir reklam ajansında staj yapmıştım). Beslenme üzerine araştırıp öğrenmekten aşşşırı derecede zevk alıyorum. Spor bilimlerine ve psikolojiye ilgim var. Ayrıca son iki yıldır iklim değişikliği ve ekoloji ile ilgili konularla da ilgiliyim. Böyle bakınca ortada büyük bir karmaşa var. Nereye yöneleceğimi şaşırdım. Baktım işin içinden çıkamıyorum, elime bir kalem bir de defter aldım. Aklıma geldikçe yapmak istediğim, öğrenmek istediğim, kendimde eksik gördüklerim ve gelişmek istediğim şeyleri teker teker yazdım. Bunları yazarken iki başlık altına ayırdım; diyetisyen olarak yapmak istediklerim ve içerik üreticisi/blogger olarak yapmak istediklerim. Yapmak istediklerimi belirledikten sonra başka bir sayfaya diyetisyen başlığı altındakileri, ayrı bir sayfaya ise blogger başlığı altındakileri yazdım. Bunları yazarken biraz daha ayrıntılı yazdım. Ayrıntı derken şunları kastediyorum; o hedefe nasıl ulaşılabilir, ne kadar zaman alır, ne kadar bütçe gerekir vs. Böyle söyleyince çok ayrıntılı geliyor ama aslında değil. Daha iyi açıklyabilmek için bir maddeyi burada sizinle paylaşayım;

Masters – in Turkey: find suitable programs, ALES + YDS/YÖKDİL > follow ÖSYM calendar > Spring 2020
Masters – in Europe: save up money, consider doing erasmus again, improve your English (take TOEFL & IELTS), learn at least B1 level of German.

Bu yazdıklarım, diyetisyen olarak yapmak istediklerimin ilk sırasında yer alıyor. Yani diyetisyenlik için yapmak istediğim en önemli şey yüksek lisansa başlamak 🙂

Burayı takiben şunu yaptım; sık sık ÖSYM takvimini takip ettim. 2020 sınavları açıklandığı zaman da Google Calendar’ı açıp girmeyi düşündüğüm bütün sınavların başvuru tarihlerini ve sınav tarihlerini oraya kaydettim.

Hedeflerime doğru bebek adımlarıyla..

Kağıt kalemle yazmak, her zaman beni rahatlatır. Mental not tutabilen biri hiç olmadım. Mutlaka bir yere yazarım. Yanımda defter varsa deftere, yoksa telefona yazarım. (Telefonda Google Notes kullanıyorum, burada anlatmıştım daha önce.) Telefona yazdığımı eve gidince kesinlikle deftere geçiririm. Yazdığım zaman aklımdaki şeyleri somut olarak görebildiğim için düşünürken hissettiğim karmaşa ve endişe çok belirgin şekilde azalıyor.

Hedeflerimi belirledikten sonra, öncelikli olarak diyetisyenliğe başlamaya değil az önce bahsettiğim gibi internetten yapabileceğim bir iş bulmaya karar verdim. Türkiye’deki ve dünya çapındaki startuplarda iş aramaya başladım. Ama burada doğrudan sözleşmeli iş değil ücretli veya ücretsiz stajlar aradım. Çünkü önceliğim hem İngilizcemi geliştirmek hem de içerik pazarlaması konusunda deneyim kazanmaktı. İş başvurularında çoğunlukla portfolyo istiyorlar -haklı olarak. Benim aslında ajans ve startup deneyimim olsa da elimde İngilizce portfolyo olmadığı için birçoğuna başvuramadım. 5-6 yerden yanıt gelse de hiçbiri içime sinmediği için devamı gelmedi ve o süreçte iş aramayı bıraktım. Önce hem kendim için hem de başka websiteleri için yazarlık yapmaya, yaparken İngilizce yazımımı geliştirmeye ve portfolyomu oluşturmaya karar verdim. (Bu süreçte Erasmustan geleli iki ay olmuştu. Yani ilk bir- bir buçuk ay dinlenip sonra 2-3 hafta iş başvuruları yapmıştım) Ben tam ümidimi kesmişken daha önce bir freelance proje için arkadaşımın beni önerdiği bir tanıdığı bana mail attı. O hafta skype yaptık, birkaç defa mailleştikten sonra onlarla çalışmaya başladım. Yaklaşık iki ay oldu. Content curation yapıyorum, yani internetten bir şeyler bulup içerik oluşturup sosyal medya hesaplarında paylaşıyorum diyebiliriz en basit haliyle.

Bu arada ben Şubat 2019’dan beri içerik bulutu‘nda içerik yazarı olarak çalışıyordum. Hem okuldan dolayı çok vakit bulamadığımdan hem de ticari amaçla içerik yazma konusunda tecrübesiz olduğumdan daha önce ödeme alacak kadar yazı yazamamıştım. (En az 250tl birikmesi gerekiyor bakiyenizde) İlk ödememi yanılmıyorsam Kasım 2019’da aldım. 3 ay kadar oradan yazı yazıp biraz para kazandım. Biraz dediğim aylık 500tl’den az kazanıyordum. (Burada şunu vurgulamam önemli, ben sadece beslenme ve egzersiz üzerine yazılar yazıyorum. Çünkü bu konularda yazmaktan gerçekten zevk alıyorum ve zaten bilgili olduğum için kolayca yazabiliyorum. Beslenme içeriği çok sık gelmediği için haliyle fazla para kazanamıyorum buradan. Ama ilgilenen varsa öneririm, günde 3-4 saat yazarak aylık 1000-1500tl kazanılabilir içerik bulutundan. Yazarlık yapmakla ilgileniyorsanız piyasada en güvenilir platform içerik bulutu)

Şimdi hem içerik yazarı hem de içerik yöneticisi (content curator) olarak çalışıyorum. İkisinden de oldukça memnunum. Günlük rutinimi seviyorum. Çalışma şeklimi, düzenimi gerçekten seviyorum.

Stajımın 3. haftası benim doğrum günüme denk geldi. Doğum günümden önceki gün akşam hep beraber yemek yedik, film izledik. Tam 12de filmi durduurp 10dan geriye sayarak doğum günümü kutladılar. Benim için erasmusun en güzel günlerinden biriydi. Şimdi bu fotoğraf odamın duvarında asılı 🙂

İş dışında neler yapıyorum?

Üniversitenin 3.sınıfındayken twitterda tanıştığım birinden EVS’i öğrenmiştim. Sonra bir dönem bir gençlik derneğinde gönüllü olmuştum. Öncesinde STK’Lar, dernekler vs bana düşünce olarak çok uzaktı. Ne yaptıklarına dair hiçbir fikrim yoktu. Sonraki sene okul yoğunlaşınca ayrılmıştım ama o zamandan beri aklımdaydı bir derneğe katılmak. Dönünce yaptığım ilk şeylerden biri Antalya’da gençlik derneği bulmak oldu. Aradım taradım, pek bir bilgi olmayan bir facebook sayfasından başka bir şey bulamadım. Birkaç defa açıp kapattım, sonra aman ne kaybederim deyip o facebook sayfasına mesaj attım. Kısa süre sonra derneğin kurucusu Emre’den yanıt geldi. Meğer Emre ile aynı lisede aynı dönemde okumuşuz ama tanışmıyoruz. O zaman tanıştık, ben böylece derneğe katılmış oldum. Henüz aktif olarak bir şey yapmadım. Bu sene için gönüllülük projesi planlarımız var, zaten Emre proje yazıyor. Ayrıca Antalya’daki üniversite öğrencilerine yönelik seminerler düzenlemeyi planlıyoruz. Hatta geçen hafta Emre İngilizce konuşma kulübü başlattı. Antalya’da yaşayan ve katılmak isteyen varsa bana mail atabilir. (İletişim)

Peki günlük hayatım nasıl geçiyor, neler yapıyorum ondan da bahsedeyim. 
Sabah kalkıyorum, önce odamı ve yatağımı topluyorum. Eğer enerjim olursa yoga yapıyorum veya mobilite çalışıyorum. O an yapmak istemezsem önce kahvaltımı yapıyorum, sonra kahve demleyip kahvemi içiyorum. Ondan sonra egzersizimi yapıyorum (yoga veya mobilite çalışıyorum bu aralar sadece). Bunu her gün yapmıyorum, sadece gerçekten istediğim zamanlarda yapıyorum. Egzersiz yapmazsam kitap okuyorum biraz. Sonra bilgisayar başına geçip çalışmaya başlıyorum. İçerikleri hazırlamam genelde 2 saat kadar sürüyor. Bazen 3 saat. İçerikler dışında yapmam gereken şeylerle beraber günlük totalde 4-5 saat kadar çalışıyorum. (İçerik bulutundan içerik gelirse bu süre uzuyor). Akşam yemeğinden sonra yapacak işim kalmışsa ona devam ediyorum. Eğer yoksa da defter yapıyorum ya da dükkanım için yeni ürünler hazırlıyorum. Bazı geceler 1-1,5 saat kadar almanca çalışıyorum ya da kitap okuyorum. Şimdilik böyle geçiyor, halimden oldukça memnunum.

Lina'nın son gününden. Artık sadece 3 kişi kalmıştık. Bir stajyer aramızdan ayrılacağı zaman ona bir kart hazırladık, içine herkes bir şeyler hazırladı. Ayrıca beraber çekildiğimiz fotoğraflardan çıkarttırıp kartın içine ekledik. Lina'nın kartını ben yapmıştım, o da benim kartımı yapmış gitmeden önce 🙂

Erasmustan dönünce hem kültür şoku hem de mezuniyet sonrası depresyonu derken evde mahvolurum diye düşünmüştüm. Sürekli evde tıkılmaktan kafayı yiyeceğim diye korkuyordum. Çünkü yarıyılda veya yaz tatilinde eve geldiğimde en fazla bir hafta içinde sıkıntıdan patlıyordum.

Neyse ki öyle olmadı. Okul bitince yapacaklarım için gerçekten istekli olduğumdan, her gün sabah yataktan kalkıp masa başına geçmek için kendimde o motivasyonu buluyorum. Şimdi geriye dönüp bakıyorum, eğer çalışmaya başlamasaydım muhtemelen korktuğum gibi depresif olurdum ve canım hiçbir şey yapmak istemezdi.

Her zaman süper motive miyim? Tabii ki hayır. Arada bir yine bunalmış hissediyorum, ama öyle günlerde kendime zaman tanıyorum. Kötü hissettiğim için kendimi cezalandırmıyorum ya da kendimi eleştirmiyorum. Birkaç saat veya bir gün – neyse artık gereken, kendime o süreyi tanıyorum. Sonra kendimi tekrar motive edip işin başına geçiyorum. Önceden böyle hissettiğim dönemlerde kendimi çok hırpalardım. ‘Hemen motivasyonun düşüyor’, ‘böyle olursa hiçbir yere varamazsın’ vs diyordum. Böyle negatifliğe yoğunlaşınca aslında bu süreci daha da uzatıyordum ama farkında değildim. Şimdi daha şefkatli yaklaşınca çoğu zaman birkaç saat içinde durumu çözüyorum.

Hepsinden öte, şunu fark ettim; böyle zamanlardan sonra tekrar ayağa kalktığımda öncekinden daha büyük bir istekle sarılıyorum hedeflerime.

Buraya kadar okuduysan sana <3 <3 <3 !!!

Çok özlemişim buraları, ben hoş geldim, sen de hoş geldin, umarım yeni yazılarımı da severek takip edersin, sevgilerimle!

Not: Ben buralarda yokken, bana mail atıp güzel dileklerde bulunan ‘neden yazmıyorsun Şeymaaa’ diyenlere teşekkür ederim, sizin o güzel mesajlarınız olmasa içimdeki blog aşkı sözmüş olabilirdi.

47 okuyucu bu yazıyı sevmiiiş!

4 Yorum

    • Şeyma Mektepli

      Merhaba Aylin, çok teşekkür ederim ilgin için 🙂 Bütün bloggerlar ve influencerlar evde yapılacak aktivitelere yönelik içerik üretmeye başlayınca biraz sıkılıp çekildim sosyal medyadan. Blog için yeni içerikler planlıyorum. Şimdi aklımda zaman yönetimi ve motivasyon ile ilgili bir yazı var. Uyguladığım metodu biraz daha deneyimleyip, faydalı olduğundan emin olunca paylaşacağım blogda. Onun dışında farklı birkaç yazı daha var paylaşmak istediğim, onların fotoğraflarını çekmem gerekiyor önce 🙂

      Sağlıkla kal, yeni yazılarda görüşürüz 🙂

  • cem oz

    Yazınızda; yolunu arayan, gün geçtikçe gideceği yolu biraz daha netleştiren birinin deneyimlerini görüyorum. Sizin geçtiğiniz yoldan geçecek yüzlerce kişiye örnek olacak bir özet yazmışsınız. Gelecekteki hayatınızda başarılar dilerim.

    Sağlık ve mutluluk ile ……

Eklemek istediğiniz bir şeyler mi var? Bir yorum yazın!